İŞTE ŞİMDİ, SAKLAMBAÇ OYNAMANIN VAKTİ GELDİ
Çocukluğuma dair tanıdık bir söz öbeğiydi Soğuk
Savaş. Daha, açık ağzımdan süzülen salyamı tutamayacak yaştayken önünde
dikildiğim gri ekranda gördüklerim; birtakım toz bulutları, yeşil
üniformalı insanlar, bir yerden bir yere giden uçaklar ve kocaman
gemilerdi. Kravatlı ve yaşlı amcaların yüzleri hem gergin, hem de
sinirliydi. Zaten �savaş� sözcüğü kulağımı acıtacak kadar keskindi; bir
de üstüne yetmezmiş gibi �soğuk� diyorlardı. Nasıl bir dünyaya
gelmiştim ben böyle?! Sonra büyüdüm... Fırrr... Fırrr... (Kaseti ileri
sar.)
Bulunduğum zaman diliminden tüm öğrendiklerimle beraber o
yıllara baktığım zaman duyumsadıklarım, yine salyamın akmasına neden
oluyor. Ama bu kez bir şeyleri anlayamamaktan dolayı değil; o yılların
soğukluğunun günümüz bilimine, sanatına, edebiyatına ve sporuna nasıl
yansıdığını idrak etmemden dolayı akıyor salyalarım. İkinci Dünya
Savaşı�nın sonrasında Doğu ve Batı Bloğu ülkelerinin arasında başlayan
güç gösterisi, hemen hemen bütün dünyayı nükleer bir savaş tehdidi
altında bırakmış; bu güç gösterisinin iki başrol oyuncusu olan
Sovyetler Birliği ve Birleşik Devletler, halklarını kesintisiz bir
paranoyaya boğmuştu. Dünya devletleri de böylece taraf tutmak zorunda
bırakılmış ve sonucunda ortaya yay gibi gergin olan bir politik ortam
çıkmıştı. 4 Şubat 1945 yılında tarihinde gerçekleşen bu kutuplaşma, 19
Ağustos 1991 yılına kadar tam 46 yıl sürmüş ve tüm dünyayı sıcak
savaştan daha fazla etkilemişti. Peki, ya bu savaş soğuk değil de sıcak
olsaydı dünya nasıl bir iklime bürünürdü? Yeryüzünü vuran unsur, Soğuk
Savaş döneminin politik düzleminde bozulan toplumsal refleksler değil,
sıcak savaşın yıkımı olsaydı eğer... Ya tüm dünya birbirine girseydi
Berlin Duvarı yıkılmadan hemen önce; ya Sovyet güçleri Amerikan
topraklarını işgale kalkışsaydı...
0 yorum yazılmıştır